20 Nisan 2015 Pazartesi

Secdus..Bir Masal Diyarı

Hani Alice bir kapıdan geçer ve harikalar diyarına düşer ya masalda ben de geçen hafta bir kapıdan geçtim ve bir masal diyarına ulaştım.Bu masal diyarı aylardır gitmek istediğim ,merak ettiğim gidemedikçe merakımla beraber heyecanımı da artıran Sevgili Secda'nın dükkanıydı.
Ya da daha tanınan adıyla Secdus'un diyelim.


Gitmek istediğim yer bir kafe ya da dükkan ya da bir mekan değildi aslında.Ben bir masala dahil olmak istiyordum masallardan çok uzak bir zamanda.Masalların anlatılmayı unutulduğu,masallara inananların azaldığı bir zamanda Secda sanal bir masal anlatmaya başlamıştı.Belki kendi bile tahmin etmiyordu bu kadar gerçek bu kadar sahi olacağını.Ama ne kadar çok kişinin bir masal dinlemeye,hatta o masala dahil olmaya ihtiyacı varmış ,bir masal kahramanı tanımak ,onu sevmek, yetmiyor sarmalamak,hatta bazen masalı devam ettirmesi için tıpkı onun bizim kalbimize dokunduğu gibi bizim de onun kalbine dokunmamız hepimizin hayaliymiş meğer.Çabuk büyüdük masallara doyamadık mı yoksa her zaman masalların büyüsüne ihtiyacımız mı var bilmiyorum.Bildiğim tek şey o gün o masalı yaşamak,kısa da olsa bir parçası olmak çok iyi geldi bana.Yüzümde koca bir gülümsemeyle etrafı seyreden bir çocuk gibi dolaştım her köşeyi.Her eşya ,her obje hangi hikayeleri anlatıyor acaba dedim,durdum kendimde hissettirdiği duyguları tarttım,kahvemi yudumlarken içinde bulunduğum anın özel olduğunu düşünüp keyfini çıkardım...


Masalın güzelliği kahramanın güzelliğinden geliyormuş tanıyınca anladım,yoksa mekan,içindekiler hepsi birer madde.Ona can veren,anlam,duydu katan kadın tam karşımda oturmuş,benim için işlerini kenara bırakma nezaketini gösterirken,bana masalını anlatırken ben o an onu kulağımla değil kalbimle dinliyordum eminim.
Çünkü kalbimdeki çarpıntılar hiç de normal değildi:)

Sevgili Secda ben bunları yüzüne söylemeyi ne kadar becerebildim,masalını tekrara tekrar okuyarak devamını beklediğimi ne kadar gösterebildim bilmiyorum.
Yapamadıysam heyecanıma ver lütfen...bir de sen öyle hoş öyle içten ve bir o kadar mütevazı anlatırken araya girip büyüyü bozmak istememiş olabilirim...
Orada olmak,seni tanımak gerçekten çok ama çok güzeldi.
Hayatımdaki unutulmaz günlerin arasına girdiğine emin olabilirsin.
Her şey için teşekkürler...


Not: Oğlum tabağını çok beğendi ama sorun şu ki ona bir tane kendime üç tane aldığım için biraz bozuldu:)Annesi gibi biraz tuhaf galiba ...

     Not 2 : yine gelecek...

10 Nisan 2015 Cuma

Gelmeyen Bahar,Bekleyen Temizlik,Güzel Balkonlar vs...

Marta girdik  soğuk da olsa bahar geldi diye sevindik,olmadı cemreleri bekledik ,ha tamam Nisan gönlümüzü alır beklediğimiz baharı bize  getirir dedik o da ne Nisan ,Mart için söylenen tüm sözleri üzerine aldı sanki.Soğuğu,karı  ile kışı aratmayan ya da Aralık görünümlü Nisan oldu desek daha doğru sanırım.O ne soğuk ,o ne ayaz iliklerine kadar üşütüyor insanı.Belki de biz bünyeyi bahara hazırladık o yüzden daha çok üşüyoruz bilmiyorum.Bildiğim tek şey var o da özlem ile hasret ile baharı beklediğim.
Bu kadar naz yeter,geç gelip yaz senden rolünü çalmadan göster kendini canım bahar.
Bize de söylenmek yerine senin keyfini çıkarmak düşsün.Kaldıralım kışlıkları ve ruhumuzdaki tüm fazlalıkları , doğaya karışalım ,bir çiçekten bir kelebekten feyiz alalım,gezelim ,tozalım ,yorulalım,sonra evimize atıp kendimizi bir yorgunluk kahvesi yapıp balkonumuzda keyfimize keyif katalım.Bak ne güzel anlatıyorum hıı ne dersin bahar gelecek misin artık canım...

Balkon demişken ben hala balkonda yapacağım daha doğrusu yapmak isteyip de içinden çıkamadığım konu ile boğuşuyorum.Bahara bu kadar dil döktüm gelince keyfini çıkaracak bir şekil lazım bize.Eşimin keyiften kastı kesinlikle masa sandalye değil-ki zaten o seçenek ile ancak yeni bir model seçmiş olacağız- ama daha fazlasına da bizim balkon müsait değil.Ben kararsız ,tutarsız,değişken bir de pinterest girdi mi işin içine halim evlere şenlik.Eee hepsi güzel ,hepsi şık,hepsi yerine göre kullanışlı ...Bak bak nereye kadar...

Bu arada benim hafta sonum bahar temizliği ve hatta en büyüğü ile -boya badana işleri- geçecek.İki gün ustalarla ve yerinden oynamış bir evle benim tahtalar yerinden oynamazsa ne ala.
Ama bitince de hafifleyeceğim kesin,zira tepemde oturuyor sanki o işler.
Size şimdiden mis gibi bahar tadında bir hafta sonu diliyorum.



  




 
 

Sevgiyle kalın...

31 Mart 2015 Salı

About Time...

Pazartesi sendromundan kurtulmak için film izlemek bir alışkanlık haline geldi bende.
Kafa dağıtmaya bire bir.Yayılıyorum koltuğa,basıyorum kumandaya hikaye nereye götürürse ışınlanıyorum oraya. O gün ki strese iyi geldiği gibi ertesi güne de daha sakin kalkmamı ve hatta bazen daha hayat dolu kalkmamı  sağlıyor izlediğim hikayeler.Tabi bu konuda film seçiminin de etkisi var.O yüzden pazartesi akşamları sıcak hikayeler tercih ediyorum.
İçime bir mutluluk ,yüzüme bir gülümseme yayılarak yatıyorum çok iyi oluyor.

Bu pazartesinin filmi ABOUT TİME...
2013 yapımı romantik-komedi-dram  tarzı bir film.
Türkçeye Zamanda Aşk olarak çevrilmiş.


Ve yine zamanda yolculuk ile yoğrulmuş bu aşk hikayesinde de Rachel Mcadams çıkıyor karşımıza.Daha önce Zaman Yolcusu'nun Karısı filminde olduğu gibi.
Sempatik görüntüsü ile bu filme de farklı bir hava katmış ben çok beğendim.

Konusuna gelirsek şöyle...
Tim Lake (Domhnall Gleeson) Cornwall'de (İngiltere) deniz kenarında ailesi ile yaşayan bir gençtir ve 21 yaşına geldiğinde babasından ailedeki tüm erkeklerin kendi hayat sürelerinde geriye gidebildiklerini yani bir çeşit zaman yolculuğu yapabildiklerini öğrenir.Babasının tek isteği vardır bu yeteneği para ve şöhret için kullanmayacaktır.Bu yaşına kadar aşkı tatmamış Tim de bu yeteneğini hayatının aşkını bulmak için kullanmaya karar verir.Ve hayatının aşkı Mary'yi( Rachel Mcadams) bulur.Onu kaybetmemek ve her şeyi mükemmel hale getirmek için sık sık zamanda yolculuk yapar.Fakat zamanla işler içinden çıkılmaz hale gelir.
Bu andan sonrası için susuyorum ,sürpriz olsun...

About Time içindeki aşk ile ilk etapta romantik- komedi gibi hissettirse de sadece bu yönü ile değerlendirilecek bir film değil aslında.Zamanda yapılan yolculuk filme fantastik bir boyut kazandırırken,yaşadığımız hayatın anlamı üzerinde düşündürmesi ,mesajlar vermesi ve bunu yaparken dramayı dozunda kullanması ile gönlümü çeldi.Bir çok türü güzel bir şekilde harmanlamış sıcak bir film.

Tam da yazının başında bahsettiğim gibi içinizi ısıtacak ,yüzünüze koca bir gülümseme oturtacak ve her anın kıymetini tekrar hatırlatacak harika bir film About Time.
Ve hatta sendromlu geçen pazartesiler için bile tekrar düşünüp aslında ne kadar güzel olduklarını gösteren bir mesaj diyebilirim.
İzlemediyseniz listeye ekleyin mutlaka.
İyi seyirler...




27 Mart 2015 Cuma

Yine Yağmurlu...

Pazar gecesinden hayalini kurmaya başladığımız hafta sonu yağmurlu olunca bir yüzüm düşüyor ki sormayın.Bu hafta sonu yine yağmurlu.Hatta şuanda gök gürlüyor,şimşek çakıyor .
Hayır yağmura bir sözüm yok da hafta içi gülümseyen güneş hafta sonu niye bize küsüyor ki.Azcık içimizi ısıtsa ,bahar çoskusu ile bizi sarhoş etse,enerji verse,biz de kendimizi çayıra çimene atsak ,biraz topraklansak ,hafta içinde bozulan sinirlerimizi tamir etsek güzel olmaz mı...
Mesala şöyle kareler yakalasak,mutluluğu çerçeveye alsak süper olurdu bence.
Neyse başka pazara kaldı...
  

 
 

pinterest

25 Mart 2015 Çarşamba

Loft Life...

Son zamanların gözde yaşam alanları loftlar ihtiyaçtan doğmuş ama kısa zamanda popüler olmuş bir stil.Daha çok endüstriyel binaların depo veya atölye olarak kullanılan en üst katları olan  loftlar, geniş alan minumum duvar mantığı ile bazen beni de cezbetmiyor değil.Bu stil yeni yapılara da yansıyıp süper lüx loft daireler yapılsa da benim favorim bu görsellerdeki gibi doğal olanlardan yana.

 


pinterest

Mutlu haftalar.
Sevgiyle kalın...

23 Mart 2015 Pazartesi

PK...

Bir kaç hafta peş peşe film yorumu yazınca alışkanlık olmuş ben de meğer,geçen hafta yazmadım bir tuhaf oldum.Geçen haftayı full Oscar filmlerine ayırdım ve onları yazmak istemedim.
Zaten çok gündemdeler şu ara hemen hemen herkes izledi.

O yüzden ben yorum önceliğini bir önceki  haftanın filmine verdim.Yine bir Amir Khan filmi.
PK 2014 yapımı bir film ve Amir Khan 'ın son filmi.


-Filmin yorumuna geçmeden şunu belirteyim hemen.Hani burada yazmıştım Queen filmini ve o filmin Amsterdam ve Paris te geçtiğini.İşte bir kaç gün sonra PK'yı izledik.
Film başladı Brugge 'de.Yüzümüze yayıldı bir gülümseme.
Hint filmi değil mübarek Benelüx turu gibi oldu son iki film bizim için:)-

Şimdi geçiyorum PK'ı anlatmaya...
Klasik bir Amir Khan filmi.Ama klasikleştikçe sıradanlaşan bir şey değil  bu adamın başarısı.Her filmi ile bizi şaşırtıyor,yine tam on ikiden vuruyor,farkındalık yaratıyor ve  güldürürken düşündürüyor.Yani seçtiği konularla bile özgünlüğünü ortaya koyuyor Amir Khan.

Mesela ,PK konusu itibariyle Hindistan gibi bir ülkede çekilmesi cesaret isteyen bir film.
Tahmin ettiğiniz gibi konu din.Hepimizin en hassas olduğu konu.Ve bu konuda kimseyi yargılamadan konuyu bu denli güzel ve bir o kadar da sıcak anlatabilmek bile başlı başına bir başarı değil mi.Bu da Amir KHan'ı farklı kılıyor işte.

PK ,dünyaya başka gezegenden gelen ve gelir gelmez de geri dönmek için gerekli olan kumandasını çaldıran bir yabancı.Bir yandan kumandayı arıyor,bir yandan dünyayı anlamaya çalışıyor ve sürekli sorular soruyor etrafına.Ve herkesten aldığı cevap sen Pekay mısın -yani sarhoş gibi diyelim - git Tanrı'dan yardım iste oluyor.İşte sorun da burada başlıyor.Hindistan gibi çok dinli bir ülkede hangi tanrıya inanacağını ve hangisinden yardım isteyeceğini şaşırıyor.Herkes Tanrı tek diyor ama herkesin Tanrısı ayrı.Ve kafası karışan PK ise çaresizlikten hepsine inanıyor,hepsinin gereğini yerine getirmeye çalışıyor.Ama sorun şu ki birinin kutsal saydığını diğeri haram sayıyor,birinin tapındığını diğeri kurban ediyor.

İşte o zaman şöyle diyor  PK...
Her zaman Tek Tanrı vardır diyorsunuz.
Bense hayır diyorum İki Tanrı vardır.
Birisi ''Bizi Yaratan Tanrı'',diğeri ise ''Sizin Yarattığınız Tanrı''


Hangi Tanrı'ya inanacağız?
Biri bizi yaratan,biri de sizlerin yarattığı.
Ama sizin yarattığınız tıpkı sizin gibi.
Küçük ,yalancı,hastalıklı,boş vaatler veren,
zenginlere öncelik tanıyan,fakirleri sırada bekleten.
Bizi yaratan Tanrı'ya inanın,ona güvenin.
Kendi yarattığınız Tanrıları ise yok edin.



Mükemmel bir film PK.
Gerek konusu,gerek onu işleyişindeki naiflik,ön yargıdan uzaklık ama sahicilik,gerek uyandırdığı farkındalıkla herkesin izlemesi gereken bir film bence.Bazı konuları -ki bu filmdeki çok hassas bir konu - kırıp dökmeden de eleştirmenin mümkün olduğunu gösteren bir başyapıt...

Şimdiden herkese iyi seyirler...
Ve tabi mutlu haftalar...




20 Mart 2015 Cuma

İçimiz Açılsın...

Şöyle bol çiçekli aydınlık görseller seçtim ki gelmeyen bahar ve soğuklar yüzünden sıkılan ruh halimiz düzelsin,içimiz açılsın,aydınlansın.
Bana çok iyi geldi bu fotoğraflara bakmak,havanın grisini unutturdu.
Umarım size de şöyle derinden bir ohh! çektirir, ne iyi geldi dedirtir.









***

Gönlünüzden geçenden daha da güzel geçsin hafta sonunuz...
Mutlu hafta sonları...